İki Gün Sonra Annem Ölecek
5 Şaban 1447
11 Kânunusani 1441
24 Ocak 2026
![]() |
| Her gün aynı saatte duvara vuran güneş ya da Batan Gün Kana Benziyor Esmerim vay vay |
26 Ocak 2022
23 Cemaziyülahır 1443
13 Kânunusani 1437
İki gün sonra annem ölecek. Miladiye göre 26 Ocak 2026’da yani. Hicri’ye göre otuz beş otuz altı gün önce öldü. Rumi’ye göre de iki gün var. O zaman 26 Ocaklar hep mi 11 Kânunusani. Bakmak lazım. Demin başka bir iş yapıyordum tarih yazmamı gerektiren resmi bir iş. O zaman fark ettim annemin gitmesine iki gün var dört yıl önceki iki gün. İlk zamanlar her anım bu gidişle tanımlanıyordu defterlerimde, aldığım kitaplarda, anılarımda, ânlarımda.
Annem gideli iki gün on bir saat bilmem kaç dakika oldu, annem gideli üç ay yirmi iki gün on bir saat bilmem kaç dakika oldu. Falan. Ne zaman bıraktım hatırlamıyorum ama ilk bir sene yapmışımdır mütemadiyen. Sanırım. Milat. Miladım. Ölüme bakışımı, idrakimi kökünden sarsan. Milat. Annem. Canım. Emre ile çok çınlatıyoruz kulaklarını. Mehmet’le Mustafa ile de. Arada gidip evinin önünde arabayı park edip camına, balkonuna bakıyormuş Emre. Her ayrılışta arkamızdan el salladığın balkona. O dönemler aldığım kitaplara ya da okuduğum kitaplara dönmem gerekiyor bazen. Not düşmüşüm kenarlarına senden önce alınmışsa annem sağmış, annem varmış. Gitmişsen annem gideli … olmuş. Bir yerden sonra Behiye neden kendisiyle değil de seninle konuşmaya başladı acaba annecik. Geçen gün bir yerde anne baba yokluğu, sevgisizliği konuşulurken mealen onların ölerek yok olması başka yaşarken yok olması hali başka dendi. Ölerek yok olur mu insan. Giderek yok olmak, peyder pey yok olmak. Dönüp duruyor zihnimde o zamandan beri. Burada kafamı karıştıran -ek eki sanırım. Bir gitmek suretiyle olunan yok, bir de gittikçe (ufka doğru yürümek ve küçülmek suretiyle) yok olma hali. Var olmak ne yok olmak ne… Çalkanan dikkat.Dün kızı dört yaşındayken giden bir babayı dinledim. Acı azalıyor aynı kalmıyor ama unutmuyorsun, hatıranda onunla yaşıyorsun, dedi. Acı azaldı, alıştım, unutmadım. İlaveten burnun direğinin sızlamasının fiziki anlamını öğrenme kaldı bana. Her hatırlayışta.
İki gün sonra annem ölecek. Yazı hikâyelerine dair bir fikrimi Arzu ve Rehan’a söyledim. Arzu, yaz da gönder bir dedi. Ona dair aramalar yaparken ilk annemsiz doğum günü yazımı buldum. Okudum. İçim kabardı. Gittim Aysun Gültekin dinledim. Mükerrem Kemertaş, Raci Alkır. Annem. Türkü. Türkü. Annem. Tarihe bir baktım. Meğer ben doğmadan üç gün önce ölmüş annem. Değişik bir takvim hadisesi. Tutmazlığı mı demeli.
Oldu olacak o yazıyı da ekleyeyim hasretimin ucuna.
Oldu.
İyi günler.
27 Temmuz 1973/27 Temmuz 2022
26 Cemaziyulahır 1393/29 Zilhicce 1443
14 Orak 1389 Cuma/14 Orak 1438
Evlere sığamıyorum bugün. Sabahtan beri bahçedeyim. Yazdım, okudum, birikmiş işleri toparladım. Temizlik yaptım. Bilgisayarda. Defterimde bazen karınca dolaştı bazen bilgisayarıma adı kötü böcek yapıştı. Kediler kucağıma zıplamaya, çantanın içine konuşlanmaya yönelince Yılmaz Bey kapağı iğne delikli su şişesi verdi. Kızmayın hemen hiç sıkmadım. Görmek yetti onlara şişeyi. Canına yandığımın şartlı refleksi. Önce yemeğimi koydum ocağa bir soluklanma çayı içeyimci komşular geldi bir iki. Ardından kart oyunu oynayacaklar, örgücüler... Çocuklular benden önce inmişlerdi, benden sonra da gideceğe benzemiyorlar. (Hey gidi Emre’nin peşinde bahçe günleri hey!) Son bir çay içip toparlanacakken yürüteci marifeti ile bebek adımları ata ata geldi yolun başından, pazartesi günkü teyze. Aynı kıyafetler. Şapka, güneş gözlüğü eyvallah. Uzun ince bir trençkot ve uzun erkek çorabı? Yakın çaprazıma oturdular bakıcısı mı torunu mu emin olamadığım genç kızla. (Eli elinde, arada öpüyor elini yaşlı teyzenin emin olamayışım bundan.) Pazartesi günkü kızıl kıvırcık saçlı oğlu olduğundan emin olduğum adam yok bu sefer. Konuşmadan az biraz oturdular. Oğlu geldi kadın şenlendi. Elini bıraktı kızın. Kalkana dek sol yanına oturan adamın elini tuttu. Adam da sevdi, öptü eli. Nerede kaldın hep gelsene. Öğleden sonra neredeydik seninle, deniz kenarındaydık, arabayı park ettim de geldim ya şımarık. Olsun özlüyorum, korkuyorum da. Korkma, en güvenli yer burası. Bak hep eski komşuların. Her gün gel emi. Geliyorum ya annecim. Hadi siz eve çıkın ben de gideyim artık. Yarın da gel. Denize bakalım yine. Ayrılıyor elleri. Aklıma bir başka tanıklık geliyor. Cuma günü kabirdeyiz, yandaki mezarın üzerine değilse de kenarındaki taşa basan kişiye “Basmasanız keşke, incinirler,” dedi yanımızdaki genç nazikçe. Elcevap: “Annemin mezarı kardeş.” (O zaman bas kardeş, orada da incinmez anneler nasılsa dense yeriydi bence.) İşte bugün de benim annesiz ilk doğum günüm. Bu da böyle bir tanıklık/şımarıklık. Oldu. İyi geceler. Bu postun türküsü: Tanrı’dan diledim bu kadar dilek. O yârin yüzünü bir daha görek. Olsun mu olsun.
Buraya link eklemek isterdim ama bu telif işlerini bilmiyorum Başım dara düşsün istemem.

0 yorum:
Yorum Gönder